27 Ağustos 2017 Pazar

Siz cinselliğin hangi evresindesiniz?



Psikoterapist Cem Keçe, orta yaşın üzerindeki çiftlerin cinsel hayatlarına dair bilinmesi gerekenleri anlatıyor.


Psikoterapist Cem Keçe ile hazırladığımız röportaj dizimizin sonuna geldik. Önceki röportajlarımızda gençlerin cinsellik ile ilgili merak ettiği soruları yanıtlayan, evli ve çocuklu çiftlere cinsellik ile ilgili bilgiler veren Psikoterapist Keçe, son röportajımızda orta yaş üstü çiftlerin cinsel hayatlarına dokunuyor.

Yapılan bazı araştırmalar sonucunda konu seks olunca yaşın pek bir etkisinin olmadığı ortaya çıktı. Siz bu araştırma sonucunu nasıl yorumlarsınız? Seks ile yaş arasında nasıl bir ilişki vardır? Yaşlılıkta cinsellik sürüyor mu?


Benzer bir araştırmayı Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) olarak gerçekleştirdik. Yaşlı olarak kabul edilen 65 yaş ve üstü kişilerle yapılan “Yaşlılık ve Cinsellik Anketi”ne göre erkeklerin yüzde 55’inin, kadınların ise yüzde 35’inin cinsel isteklerinin yaşlanmaya rağmen devam ettiği görülmektedir. Yaşlılıkla beraber cinsel aktivite sayısı azalsa bile haz verebilen bir cinsellik yaşamak mümkündür.

Yapılan çalışmada erkeklerin yüzde 55’inin ve kadınların yüzde 65’inin ilerleyen yaşlarda seksi konuşmaktan rahatsız oldukları gözlenmiştir. Ayrıca kadınların yüzde 55’i ve erkeklerin yüzde 85’i penisin eskisi gibi sert olmaması durumunda seksin bir anlamının kalmadığı görüşündedir.

Araştırma sonuçlarına göre cinsel açıdan en aktif yaş aralığı 25-29 yaşlarıdır. Bu yaşlarda cinsel birleşme oranı kadınlarda yüzde 84, erkeklerde ise yüzde 89, mastürbasyon oranı erkeklerde yüzde 84, kadınlarda ise yüzde 72’dir. Yaş ilerledikçe bu oranlar da azalmaktadır. 60-69 yaş aralığında cinsel birleşme oranı kadınlarda yüzde 42, erkeklerde yüzde 54, mastürbasyon oranı ise kadınlarda yüzde 47, erkeklerde yüzde 61’dir. Daha ileri yaşlarda cinsel birleşme oranı erkeklerde yüzde 43 iken, kadınlarda yüzde 22’dir.

Hem fiziksel hem de ruhsal olgunluk olan yaşlanmanın yol açtığı değişiklikleri bir zenginlik olarak kabul eden kişi yaşlılığın getirdiği zorluklarla başa çıkma yollarını da bulacaktır. Yaş yetmiş olsa da iş bitmemiştir. İlerleyen yaşlarda da hayatın kendine has güzellikleri vardır. Cinsellik açısından yaşa bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel gerileme “cinselliğin yitirilmesi” değil, “tabulaştırılan cinsel performansın azalması” olarak görülmelidir.

İlerleyen yaşın sekse pozitif ve negatif etkileri nelerdir?


Kişilerin birbirlerine karşı sevgi ve bağlılıklarını ifade etmelerinin önemli araçlarından birisi cinselliktir. İlerleyen yaşlarda erkeklerde sertleşmenin olması daha uzun sürebilir. Ancak bu durum, performans anksiyetesi yani başaramama korkusuna yol açabilir. Cinselliği, sadece cinsel birleşme olarak gören erkeklerin sürekli penise odaklı bir cinsellik yaşaması elde edilen sertliğin de kaybedilmesine yol açabilir. Kadınlarda ise ilerleyen yaşlarda hormonların etkisiyle ortaya çıkan vajinal kuruluk, kabarmama, cinsel coşkunun azalması ve cinsel isteksizlik cinsel yaşamı sekteye uğratabilir. Ancak kadınların menopozdan itibaren hamile kalma risklerinin ortadan kalmasıyla cinsel özgüvenlerinde ve cinsel bileşmeden aldıkları hazda artış olur, boşalma veya orgazm yetenekleri artar. Erkekler ve kadınların ilerleyen yaşlarında ulaştıkları duygusal olgunluk birbirleriyle daha nitelikli yakın ilişkiler kurmalarını sağlar. Kadın-erkek ilişkisinin niteliğinin artması yaşayacakları cinselliğin de daha nitelikli olması anlamına gelir. Diğer bir ifadeyle ilerleyen yaşlar kadın ve erkeğin “aşkın seks”i deneyimleyebilecekleri yaşlardır. Aşkın seks, cinselliği cinsel mitlere inanmadan, cinselliği ayıp, günah ve suç olarak düşünmeden yaşamaktır.

Aşkın seksin dört özelliği vardır; beden ile yapılır, bir manası vardır, güzellikler sunar ve daha çok güzellikler doğurur, yani bir şeyler üretir. Seks yapmanın; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, hissederek, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatı olduğu inancını doğurur. Çünkü insanlar hayatta, aşkın algısı içinde büyür ve yaşlanır. İlk önce genç vücutların güzelliğinden etkilenirler, daha sonra güzelliği bütün vücutlarda görürler. İşte böylece ruhun güzelliğini görmek mümkün olur. Daha sonra da düşüncelerdeki güzelliğe ulaşılır ve tüm güzellikler fark edilir.

Michigan State Üniversitesi'nde yaşları 57 ile 86 arasında değişen 2 bin 204 kişiyle yapılan araştırmaya göre, yaşlılıkta seks kadına iyi geliyor, erkeğe pek yaramıyor. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konuda kadın ve erkeği ayrı ayrı değerlendirmemiz gerekir mi?


Yaşam gelişim ve değişimin sürekli olduğu bir süreç, yaşlılık da bu sürecin doğal bir parçasıdır. Yaşlılıkta ortaya çıkan fizyolojik değişimler kadınlarda menopoz ve erkeklerde de andropoz olarak adlandırılan iki farklı süreçte gerçekleşir. Menopoz en genel anlamıyla kadının yumurtalıklarında yumurta üretiminin durmasıyla âdetin kesilmesi ve doğurganlık özelliğinin sona ermesidir. Menopoz döneminde değişen hormon seviyeleri belli bir miktarda cinsel istek kaybına neden olsa da aslında cinsel isteğin azalmasına etki eden en önemli faktör kadınların menopoza ilişkin ve menopoz döneminde yaşanacak cinselliğe dair olumsuz algılarının yol açtığı psikolojik nedenlerdir.

Bu dönemde olduğu düşünülen cinsel istek azalması, vücutta gerçekleşen biyolojik değişikliklerden çok, kadınların menopozu bir hastalık olarak görmeleri ve her şeyin bittiği şeklindeki yanlış inanışları yüzünden “eksik kadınlık, değersizlik, hastalıklı olma” gibi duyguların hâkim olduğu depresyon ya da anksiyete belirtileri nedeniyle ortaya çıkar. Bu ruh hali içindeki kadının kendini kadın gibi değil, hasta gibi hissederek cinsel çekiciliğinin kalmadığını düşünmesi, partneri tarafından beğenilmeme kaygısı, cinselliği haz alacağı bir deneyim yerine, görev olarak görmesi hem kendisini hem de partnerini cinsellikten uzaklaştırabilir. Menopoz döneminde doğurganlığın sona ermesi, hamile kalma endişesi olmadan ve doğum kontrol yöntemleriyle uğraşmadan özgürce seks yapabilme avantajı sağlar. Kadının hamile kalma riski olmadan cinselliği yaşayabilmesi cinsel isteğini artırıcı, boşalma veya orgazm olmasını kolaylaştırıcı bir etki yaratır. Ayrıca, kadının iş, kariyer, aile, çocuklar gibi konularda belirli bir yaşam olgunluğuna erişmiş olması, sorumluluklarının ve kaygılarının azalması, kendine ve cinselliğe odaklanabilmesine olanak verir ve cinsellikten daha çok haz almasını sağlar. Menopoz dönemindeki hormon değişiklikleri sonucunda yaşanan vajinal kuruluk ve ağrılı cinsel ilişki gibi sorunlar lokal hormon veya kayganlaştırıcı jel uygulamalarıyla kolaylıkla giderilerek cinsellikten alınacak haz kaybı engellenebilir.

“Andropoz” ise bir anlamda menopozun erkeklerdeki karşılığı gibidir. Bu dönemde erkeklerde testosteron üretiminin azalması ve diğer hormon değişiklikleri nedeniyle sertleşme, cinsel istek ve meni miktarında azalma gibi belirtilerin yanı sıra, depresif ruh hali gibi psikolojik belirtiler de ortaya çıkar. Orta yaştan sonra tüm erkeklerin testosteron düzeyinde azalma olur ama önceki yaşlarda da her erkekte testosteron üretim düzeyi farklı olabildiği için her erkekte aynı oranda azalma ve aynı etkiler görülmez. Andropozla birlikte görülen cinsel, fiziksel ve ruhsal değişiklikleri erkekler genellikle “erkekliğin bitmesi” olarak düşünürler. Bu da doğrudan zaten bir gerileme yaşanmakta olan cinsel isteklerini ve sertleşme sorunlarını daha kötü hale getirir, yaşamlarını sorgulamaya, kayıplarını fark etmeye başlarlar. Bazı erkekler bu durumu tamamen cinsellikten elini ayağını çekerek yaşarken, bazıları da vakit kaybetmeden bir telafi yolu bulmak için kendilerine genç bir partner aramaya başlarlar, hatta evlerini barklarını terk ederek genç sevgililerinin peşinden giderler. Aslında toplumda hiç de azımsanmayacak oranda görülen bu durum “azgınlık” ya da “kadın düşkünlüğü” olarak nitelendirilir. Ben ise bu durumu “azgın teke sendromu” olarak adlandırıyorum.

Cinsel etkinliklerinin azalmaya başladığı gerçeğinden rahatsız olan erkek, çevresine cinsel hayatında bir değişiklik veya herhangi bir azalma olmadığını, eskisi gibi devam ettiğini gösterme çabası içinde girerek cinsel duygu ve isteklerinin esiri olabilir, iradesini ve değer yargılarını ayaklar altına alarak sadece cinsel haz peşinde koşabilir. Amaçları onlara gençlik iksiri sunacak genç kadınlarla aralarındaki yaş farkını örtbas etmeye çalışmak olan azgın tekeler gençleşmek için estetik ameliyat, botoks yaptırma, ciltteki lekeleri temizletme, yaşlılık belirtileri olan dudak ve alın çevresindeki kırışıklıların düzeltilmesi gibi yollara başvurarak ilişkilerinde kendilerine güvenlerini artırmaya çalışabilirler.

Yaşın ilerlemesi ile birlikte kendini gösteren hastalıklar sonucunda seks yapmanın zorlaşacağını düşünürsek... Belli bir yaşı aşmış ve çeşitli sağlık problemleri yaşayan çiftlerin cinsel hayatlarına ilişkin vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Yaşın ilerlemesiyle birlikte, cinsel istek, haz ve orgazm kademeli olarak azalabilir. Erkeklerin cinsel istekleri azalabilir, daha geç boşalma problemleri ortaya çıkabilir, cinsel açıdan uyarılmaları için gereken süre uzayabilir, sertleşmenin olması daha çok zaman alabilir ve sertleşme sorunları yaşayabilirler. Ayrıca yaşlanan erkelerde prostat bezinin büyümesi ve sorun çıkarması sık rastlanan bir durumdur.

CİSED'in yaptığı bir araştırmaya göre 80 yaş ve üstü erkelerde yüzde 50 ile yüzde 75 arasında erkeklerin iyi huylu prostat büyümesi yaşadığını ve 40-50 yaş arası bütün erkeklerde bu oranın yüzde 30 olduğu görülmüştür. Aynı şekilde yaşlanma ile prostat kanseri riski de artar ve prostat kanseri de sertleşme bozukluklarına yol açabilir. Kadınlarda ise östrojen hormonundaki azalmaya bağlı olarak vajinadaki kayganlık, esneklik ve cinsel istek azalabilir. Ayrıca bazı durumlarda boşalma veya orgazm sırasında rahatsızlıklar da olabilmektedir. Ancak menopoz sonrası yıllarda cinsel olarak aktif olan kadınlarda bu etkilerin daha az olduğu görülmüştür.

Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, depresyon, romatizma, sigara, alkol ve hormon düzensizlikleri yaşlılıkta cinselliği olumsuz etkileyebilir. Bu değişiklikleri genellikle eşin kabul etmesi ya da anlaması zordur. Bu değişikliklerin çiftin cinsel yaşamını etkileyip etkilemediği ya da evlilik hayatında veya cinsel aktivitelerde sıkıntılara yol açıp açmadığına karar vermek önemlidir. Eğer bu faktörler sorunu tetiklediğinde bazı tıbbi müdahaleler mümkündür, bunlara örnek olarak çeşitli kayganlaştırıcıların kullanımı ya da sertleşme bozukluğunu çözmek için ilaç kullanılması ve penis protezleri (mutluluk çubuğu) verilebilir. Ayrıca azalan cinsel aktiviteler nedeniyle sıkıntı, utangaçlık ve suçluluk duyan çift; cinsellik ile toplumun kendilerinden beklediği davranışlar arasında çatışma yaşayabilir. Bu nedenle yaşlıların cinsellikle ilgili duygu ve düşüncelerini ifade etmede desteğe, bireysel psikoterapiye, evlilik terapisine veya cinsel terapiye ihtiyaçları olabilir.

Orta yaşın üstünde kaliteli bir cinsel yaşam sürdürmek isteyen çiftler nelere dikkat etmeli?


İlerleyen yaşlarda cinsel yaşam fiziksel, psikolojik ve kültürel faktörlerden doğrudan etkilendiği için bu faktörlerin iyileştirilmesi, cinsel sağlığın korunması ve tatmin edici bir cinsel yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir. Öncelikle yaşlılıkta cinselliğin olmayacağı ya da olmaması gerektiği şeklindeki yanlış yargılardan vazgeçilmelidir. Çünkü cinsellik doğumla başlayan ve ölüme kadar süren temel bir insani ihtiyaçtır. Cinselliği bir takıntı haline getirmeyen, anın tadını çıkaran, rahat ve huzurlu olan bir kişi, her yaşta cinsel haz alabilecek aktivitelerde bulunabilir.

Cinsellik yemek yeme, su içme, uyuma gibi temel insani ihtiyaçlardan biridir, böyle bir olguyu yaşlılar için yok saymak gerçekçi bir yaklaşım değildir. Çünkü yaşlı olsa da her insanın rahatlamaya, gevşemeye, arzulamaya, arzulanmaya, cinsel haz alıp vermeye, ruhunu ve bedenini özgürce paylaşmaya ihtiyacı vardır. Kadın, erkek herkes doğası gereği cinsel arzularını tatmin etmek ve cinselliği yaşamak ister. Cinsellik yalnızca cinsel ilişki demek değildir; öpüşmek, sevişmek, mastürbasyon ile kendi kendine zevk vermek ve oral seks gibi cinsel olarak kişiyi uyaran tüm eylemleri içerir. Haz alıp haz vermeye odaklı gerçek cinsellik, partnerlerin cinsel birleşmeye ruhen ve bedenen hazırlanma süreci olan önsevişme ile başlar.

“Kadınların daha çok ihtiyaç duyduğu” ve erkeklerin çoğu zaman çok yanlış bir şekilde “görev” gibi algıladığı önsevişme, sağlıklı ve mutlu bir cinsellik için kesinlikle yaşanması gereken bir deneyim, hatta gerekliliktir. Haz veren bir cinselliğin yolu kişinin kendi vücuduyla barışık olmasından geçer. Çünkü her organ yaşlandığı gibi cinsel organlar da yaşlanır. Yani sağlıklı ve mutlu bir cinselliğin cinsel organlar ve vücut görüntüsü ile genellikle ilişkisi yoktur. Cinsellikte çekincelere yer yoktur, çift yaşlanmaya bağlı olarak karşılıklı çekiciliklerini yitirmiş olabilirler. Ancak ilerleyen yaşlarda cinselliği bir performans gösterisi olarak görmeden, öpüşerek, birlikte banyoda oynaşarak, erotik masaj yaparak, sarılarak, cinsel fanteziler kurarak, samimi ve açık olarak konuşarak, fantezi ve cinsel isteklerle ilgili suçluluk ve korku duymayarak, tensel uyum ve karşılıklı anlayış ile cinsel çekicilik tekrar elde edilebilir.

Ayrıca dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, sigara ve alkol tüketmemek gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının, ilerleyen yaşlarda cinsel yaşam açısından önemi daha da artmaktadır. Diyabet ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklar için kullanılan bazı ilaçlar cinsel işlevleri etkileyebildiği için doktor kontrolünde ilaç değişikliği yapılabilir.

"40’lı yaşlarda kadın yırtıcı bir panter gibidir; tuttuğunu koparır"


Son olarak gençlikte ve yaşlılıkta seksi karşılaştırmanızı istesek...


Yaşlılık döneminde cinselliğe gençlik döneminde olduğundan daha farklı anlamlar yüklenir. İleri yaşlarda cinsellik sadece cinsel birleşme anlamına gelmez ve cinsel etkinlik tutkudan çok yakınlık anlamı taşır. Gençlik döneminde boşalma ve orgazma verilen önemini yerini, yaşlılık döneminde sevmek, dokunmak, yakınlık aldığı için cinsel tatmin daha fazla hissedilir. Gençlikte ve yaşlılıktaki fizyolojik ve psikolojik farklılıklar nedeniyle cinsellikte de yaşanan farklılıkları kadın ve erkeğin cinsel yaşam döngüsü olarak şöyle özetleyebiliriz:

Kadınların cinsel yaşam döngüsü


Kumru evresi: 20’li yaşlarda kadın romantik bir kumru gibidir; haylindeki erkeği bekler. Ergenlik döneminde östrojen artışıyla göğüsleri büyür, vücut kıvrımları belirginleşir, genital bölgesinde tüylenme olur ve her ay yumurtalıkları yumurta hücresi üretmeye, yani âdet olmaya başlar. Tüm bu değişimlerle filizlenen cinselliğini fark eder. Çocukluğundan beri ayıp, günah olarak öğrendiği cinsellikten korkup uzak durmaya çalışsa da bir taraftan da içini kemiren, engel olamadığı bir merakla cinselliği ve cinsel organını kendinden bile utanarak keşfetmeye başlar. Klitorisinin sürtünme ya da basınçla uyarıldığını, çoğunlukla tesadüfen keşfederek ilk cinsel doyumunu yaşar. Tomurcuklanan cinselliği onun için beyaz atlı prensinin geleceği güne kadar saklı tutacağı gizemli bir hazinedir.

Koala evresi: 30’lu yaşlarda kadın anaç bir koala gibidir; yavrusu olana kadar eşine sarılır. Vücudunu ve cinselliğini her ayrıntısına kadar tanır, cinsellik konusunda ne isteyip ne istemediğini bilir. Biyolojik saati de cinselliği en doyurucu şekilde yaşayacağı yükselme devrini gösterdiğinden cinselliği doyasıya yaşar; ta ki hamilelik ile birlikte başlayan duraklama devrine kadar... Hamilelik ve doğum sonrası oluşan hormon değişiklikleri cinsel isteğini azaltır. Bunun üstüne bir de annelik ve eş rollerinin çatışmasının eklenmesi cinselliğe soğuk duş etkisi yapar. Neyse ki bir süre sonra, hormonları normale döndüğünde cinselliği tekrar yükselişe geçer.

Panter evresi: 40’lı yaşlarda kadın yırtıcı bir panter gibidir; tuttuğunu koparır. Yaşamda ulaştığı olgunluğu ve deneyimleri cinsellik açısından da kazanmıştır. Cinsel deneyimlerinin ve doyumlarının zirvesine çıkar. Cinsellik onun sarayı, o da sarayın kraliçesidir. Cazibesini kullanarak partnerini nasıl baştan çıkaracağını bilmenin keyfini yaşar. Cinsel yaşamındaki yasakları kaldırır, fanteziler kurar ve cinselliğin tadına varır. Orgazm taklidi yapma ihtiyacı duymaz çünkü gerçek orgazmı yaşar.

Panda evresi: 50’li yaşlarda kadın mahcup bir panda gibidir; elinden gittiğini düşündüğü kadınlığına ağlar. Menopozla birlikte hormonlardaki hızlı değişimle östrojen hormonu azalır. Ateş basmaları, terlemeler ve sıkıntılı bir ruh hâli içinde menopozun kadınlığını ve cinselliğini bitirdiği yanılgısı içindedir. Neyse ki östrojenin azalması cinsel isteğinin tamamen kaybolmasına neden olmaz çünkü yumurtalıklar, cinsel isteğin en önemli tetikleyicisi olan testosteronu üretmeye devam eder. Diğer yandan, östrojen üretiminin durmasıyla birlikte, vajina duvarları kayganlığını ve esnekliğini kaybettiğinden seks acı verici olmaya başlar. Daha seyrek boşalma ve orgazm yaşar ve boşalma sırasındaki doyumu kısa sürer. Tüm bunlara karşın, menopoz döneminde cinsel isteği tamamen yok olmaz ve hamilelik kaygısı olmadan özgürce seks yapmanın tadını çıkarır.

Kaplumbağa evresi: 60 yaş ve sonrasında kadın bir kaplumbağa gibidir; kabuğuna çekilerek kendi dünyasında yaşar. 60-70 yaşlarında aktif bir cinsellikten çok, dokunuşlar, sarılmalar, öpüşmelerle cinselliğin son demlerini yaşar ve cinsellik yavaş yavaş yaşamındaki öncelikleri arasından çıkarak tarihin tozlu raflarındaki yerini alır.

"51-60 yaşlarında bir erkek kurt gibidir; kırmızı başlıklı kızın peşinden koşar ama büyükanne ile yetinir"


Erkeklerin cinsel yaşam döngüsü


Maymun evresi: 10-15 yaşlarında bir erkek maymun gibidir; vaktini muzunu sayarak geçirir. Çok sayıda fiziksel ve duygusal değişimin gerçekleştiği ergenlik döneminde erkeğin cinsel organlarında ve cinsel davranışlarında belirgin değişiklikler olur. Penisi ve testisleri büyümeye başlar. Sperm üretiminin başlaması ile birlikte sertleşme ve boşalma olur. Özellikle de “gece boşalmaları” olarak adlandırılan uykuda boşalma sık olur. Tüm bu hızlı değişimleri yaşayan ergen erkek, cinselliği keşfederek hayatının merkezine alır. Yaşamının bu döneminde cinsellik en cazip konu, mastürbasyon en önemli cinsel aktivitedir. Ancak penisiyle olan birebir ilişkisinden aldığı cinsel tatmin nedeniyle henüz bir partnere ihtiyaç duymaz. Karşı cinsin cinsel cazibesinin çekimine girer ama cinsel ilişkiye girme fikrine henüz yakın değildir.

Zürafa evresi: 16-20 yaşlarında bir erkek zürafa gibidir; yükseklerdeki bütün çiçekleri yemek ister. Cinsellikte artık yeni ufuklara yelken açmaya hazırdır. Artan testosteron seviyesi cinsel organları olgunlaştırma işlevini tamamladığı için doğrudan cinsel arzunun yönetimini ele alır. Romantik ve cinsel ilişkilere ilgisi artar. Bir partnerle cinsel ilişkiye girme fikri, fitili ateşlenmiş, her an patlamaya hazır bir bomba gibidir. Genellikle ilk deneyimini hayat kadınlarıyla, çoğunlukla da genelevde yaşar. Bu deneyim cinsel ya da duygusal bir çekim olmaksızın tamamen dürtüsel olarak gerçekleşir. Bunun ardından da cinsel kariyerine hızlı bir başlangıç yapar.

Atmaca evresi: 21-30 yaşlarında bir erkek yırtıcı kuş gibidir; bulduğu her şeyi yer. Cinsel iştahı son derece kabarıktır ve cinsellik daima gündemindedir. Uyarılması için küçük bir bahane; bir düşünce, bir koku, bir bakış yeter. Penisi yerçekimine meydan okurcasına sürekli aktiftir. Penisi her gün ondan önce uyandığından erken kalkmak için çalar saat kurmasına gerek kalmaz; hatta geceleri de sık sık uyandırır. Kimi zaman aşırı heyecanla erken boşalma, kimi zaman performans kaygısı ile karşılaşsa da boşalmayı yoğun bir şekilde yaşar. Cinsel deneyimleri arttıkça kendine güveni de artar ve hiçbir fırsatı kaçırmaz çünkü onun için skor çok önemlidir.

Kartal evresi: 31-40 yaşlarında bir erkek kartal gibidir; yiyebileceği her şeyi yakalar. Kariyerinin zirvesinde profesyonel bir atlet gibidir. Artık tüm zamanını yatakta geçiremeyeceğini öğrenir. Cinsel partner konusunda daha seçicidir ve daha rafine bir cinsel zevke sahiptir. Uçanın kaçanın peşini bırakır; düzenli bir cinsel hayat ve kalıcı bir ilişki ister. Otuzların sonlarında yavaş yavaş testosteron seviyesi dengeye gelir. Cinsel isteği yerli yerinde durur ama cinsel ilişki kurmak konusunda atak değildir. Dokunmadan sertleşme dönemini kapatmıştır ama hâlâ geceleri ve sabahları sertleşerek uyanır. Boşalma ve orgazm konusunda gücünden bir şey kaybetmemiştir ancak boşalma denetimi, yani erken boşalma konusunda sıkıntıları vardır. Boşaldıktan sonra penisinin tekrar sertleşmesi için beklemesi gereken süre daha uzundur.

Papağan evresi: 41-50 yaşlarında bir erkek papağan gibidir; yediğinden daha fazla konuşur. Cinsel isteğinde ve performansında yaşa bağlı değişiklikler iyice belirginleşir. Cinselliğe ilgisi vardır ama eski günlerdeki gibi tutkulu değildir. Sertleşme eskisi gibi hızlı ve otomatik olmaz, daha fazla uyarılmaya ihtiyaç duyar. Penise kan akımının azalmasına bağlı olarak ara sıra yaşamaya başladığı sertleşme sorunu nedeniyle cinsel ilişkiyi başlatamadığı ya da tamamlayamadığı zamanlar olur. Boşaldıktan sonra penisinin tekrar sertleşmesinin epey zor olması bir yana, artık bunun için uğraşma isteği de yoktur. Tüm bunlarla birlikte orta yaş krizi kapıdadır. Cinselliği yaşamaktan çok konuşmaya başlar.

Kocamış kurt evresi: 51-60 yaşlarında bir erkek kurt gibidir; kırmızı başlıklı kızın peşinden koşar ama büyükanne ile yetinir. Yaşlanmaya bağlı fiziksel ve psikolojik değişiklikler sonucunda azgın teke sendromuna girebilir. Cinsel isteğinde ani ve yalancı bir yükseliş olur ve çapkınlık turları atmaya başlar. Gece ve sabah sertleşmeleri seyrek olur. Sertleşme sorunuyla daha sık karşılaşır ve sertleşme oranı eskisinden azdır. Testosteron seviyesi ve meni miktarı düşer. Cinsel ilişkiye girme sıklığı giderek seyrekleşir.

Ağustos böceği evresi: 61-70 yaşlarında bir erkek ağustos böceği gibidir; bol bol şarkı söyler ama bir şey yemez. Testosteron seviyesi ve cinsel arzusu iyice azalır. Gece ve sabah sertleşmeleri mazide kalır. Sertleşme olur ama her an yarı yolda kalabilir. Bir şekilde sonuna kadar gidebilirse boşalabilir ama meni miktarının azalmasına bağlı olarak boşalmanın yoğunluğu öyle düşüktür ki olup olmadığını fark etmekte zorlanır ve çoğu zaman geç boşalır. Cinsel ilgisi sürer ama cinsel işlevlerinin azalması nedeniyle cinsel ilişki, unutmamak için ara sıra yaptığı bir etkinlikten ibarettir.

Akbaba evresi: 71-80 yaşlarında bir erkek akbaba gibidir; bir orası ağrır, bir burası, her tarafından ses gelir. Yaş yetmiş iş bitmiştir; çoğu zaman cinsellikten emekliye ayrılır. Testosteron seviyesi oldukça azalır ve prostatı büyür. Çok nadir de olsa sertleşme olur ama cinsel ilişkiyi tamamlayacak kadar dayanamaz. Zaten artık pek mecali de kalmamıştır. Penisi zamana ve yerçekimine karşı koyamaz.

Tüyleri dökülmüş güvercin evresi: 81 yaşından sonra bir erkek güvercin gibidir; yalnızca kaka yapar. Cinsellik anılarını süsler, elbette hafızasının elverdiği ölçüde… Sarılmak, öpüşmek, el ele tutuşmak, birlikte kahve içmek, aynı yatakta yatmak bile çoğu zaman cinsellik yerine geçer ve tatmin duygusu verir.

Erkek yatarak kadın severek aldatır

Psikoterapist Keçe ile aldatma konusunu konuştuk. Keçe "Hiçbir aldatma durup dururken olmaz" diyor.
Geçtiğimiz haftalarda cinsellik hakkında merak edilen konular ile ilgili röportaj dizisi hazırladığımız Psikoterapist Cem Keçe ile bu kez “Sadakatsizlik ve Aldatma” kitabını konuşmak için bir araya geldik. Birçok kişinin kanayan yarası olan sadakatsizliği ve aldatmayı Cem Keçe bakın nasıl anlatıyor...

 

Sadakatsizlik ve Aldatma” 20. kitabınız... Daha önceki kitaplarınız; vajinismus, erken boşalma, orgazm ve cinsel doyum gibi konulardan oluşuyor. Kitaplarınızı yazmadan önce konularınızı nasıl belirliyorsunuz? Danışanlarınızın size ağırlıklı olarak yakındığı konulardan mı yola çıkıyorsunuz?


“Psikolojik sorunlar, psikoterapi, psikanaliz, aşk, evlilik, ilişkiler ve cinsellik” konularında hem danışanlarıma destek hem de hekimlere ve ruh sağlığı profesyonellerine psikoterapi, cinsel terapi ve evlilik terapisi eğitimleri veriyorum. Danışanlarım, kendi başlarına çözemedikleri, tıkanıp kaldıkları ve bir psikoterapistin rehberliğine ihtiyaç duydukları sorunlar için bana başvururlar. Aslında bu sorunlar herkesin yaşamış ya da yaşıyor olduğu ya da gelecekte yaşayabileceği sorunlardır. Ama bunları yaşarken insan sadece kendi başına gelmiş gibi hisseder ya da çoğu zaman ne yaşadığının farkında olmadan kendini köşeye sıkışmış bulur, ne yöne gideceğini, nasıl hareket edeceğini bilemez. İşte ben kitaplarımda herkesin bir gün yaşama ihtimali olan durumlara ilişkin “farkındalık yaratmayı” ve “herkesin evindeki terapist” olmayı amaçlıyorum. Okurlarıma, insanın hayat karşısında güçsüz olmadığını, hayatın insana değil, insanın hayata hükmedebileceğini anlatmak istiyorum. Çünkü insan hiçbir zaman yaşadığı koşullar karşısında edilgen bir kurban değildir. Yani insan içinde bulunduğu her koşuldan olumlu sonuçlar çıkararak, seçimleriyle kaderini yönlendirerek kendi hayatının mimarı olabilir. İnsan hayatı üzerine düşünmeye odaklandığında, alternatiflerin farkına varıp, bunlar arasından en doğrusunu seçerek uygulamaya cesaretlenebilir. Bunun için ilk hedefi, sorumluluklarını kabul etmesi, ruhsal çatışmalarda kendi rolünü fark etmesi ve olumsuzlukları değiştirecek gücün kendinde olduğunu benimsemesi olmalıdır. İşte bu bakış açısıyla yürüttüğüm tüm çalışmalarım ve yazdığım kitaplarda amacım mutlu, huzurlu insan, sağlıklı cinsellik, mutlu evlilik ve aile yaşantısı için insanlara yardımcı olmak ve “Çaresiz değilsiniz, çareSİZsiniz” demektir.

Kadınların erkekleri ve erkeklerin kadınları daha iyi anlayabilmeleri ve onlarla aralarındaki farklılıkları keşfederek ilişkilerinde daha mutlu olmaları için hazırladığınız iki kitabınız var “Erkekçe” ve “Kadınca”... Bu kitaplarınızdan yola çıkarak kadın ve erkeklerin birbirlerini anlamasını sağlayan küçük birkaç tüyo vermenizi istesek...


Kadın ve erkeğin birlikte mutlu olabilmeleri için yapmaları gereken “Kadınca” ve “Erkekçe” dillerini öğrenmekten ibarettir. Çünkü kadın ve erkek hem fizyolojileri hem de psikolojileri açısından birbirlerinden farklıdır ve farklılıkları, duygularından düşüncelerine, duyumlarından davranışlarına, günlük yaşamlarından cinsel yaşamlarına kadar hayatın her anına yansır. Kadın ve erkek aralarındaki uyum ve dengeyi ancak birbirlerinin dillerini öğrenip farklılıklarını kabul ederek sağlayabilir. Kadın ve erkek ilişkilerinde huzuru yakalayabilmek için birbirlerini tamamlamak için bir araya geldiklerini bilmelidirler. Birbirlerini tamamlayıcı özelliklerinin gücünü fark ettiklerinde aralarında bir çekim oluşur. Mıknatısın zıt kutupları gibi birbirlerini doğal bir biçimde çekerler. İşte aşkın bu manyetik alanında arzu, heyecan ve çekiciliğin elektriğini üretmek için yalnızca karşılıklı etkileşim yeterlidir. Ancak kadınlar ve erkekler, özellikle de kadınlar, genellikle kendilerine benzeyen bir partner arayışındadırlar. Ancak bu arayış, aşkı canlı tutmanın en büyük düşmanıdır. Çiftler, birbirlerine sevgi ve saygı duyarak aralarındaki farklılıklardan doğan çekimi korudukları sürece aşkı canlı tutabilirler. Birbirlerine çok fazla benzemeye başladıklarında çekiciliklerini yitirirler. Çiftler ilişkilerinde aşkı sürdürebilmek için bilinmesi ve kabul edilmesi gereken en önemli farklılıkları şöyle sıralayabiliriz:

 

1- Kadın senmerkezci, erkek benmerkezcidir

Kadın için ilişkisi ve partneri yaşamının merkezidir, hatta kendinden bile önce gelir. Erkek için ise önce can, sonra canan gelir. Bu açıdan kadınlar daha fedakâr, yani “senmerkezci”, erkekler daha bencil, yani “benmerkezci”dir. Kadın, erkek ile tüm yaşamını paylaşır, her şeyi o olsun ister. Söz konusu partneri ve ilişkisi olduğunda akan sular durur. Erkek için ise kendisi ve özgürlüğü her şeyin önünde gelir. Partnerini ve ilişkisini yaşamının merkezine koymaz; onun için işi ve arkadaşları da çok önemlidir.

2 - Kadın çok konuşur, erkek az konuşur

Kadın ile erkek arasındaki en belirgin fark konuşmaları ile ilgilidir. Kadına bir dokunur bin ah işitirsiniz; erkeğin ağzından kerpetenle laf alırsınız. Bu durumun nedeni de anatomik yapılarıdır çünkü konuşma yeteneğini kontrol eden beyindeki merkezleri farklı çalışır. Erkek doğası gereği düşünerek konuşur, tek bir konuya yoğunlaşır ve yoğunlaştığı konuyla ilgili hemen sonuca gitmek, çözüm üretmek ister. Kadın ise konuşarak düşünür.

 

3 - Kadın yönlendirir, erkek çözüm önerir

Kadın da erkek de birbirlerinin kendileri gibi düşünüp, konuşup tepki vermelerini beklerler. Kadın konuşurken söylediklerinin dinlenilmesini ve yakınlık gösterilmesini ister ve bunu hissetmezse dinlenilmediğini ve anlaşılmadığını düşünür. Erkek ise kadının söylediklerinin tamamını dinlemez, kendine mantıklı gelenleri dinler ve bir çözüm önerir.

 

4 - Erkek ihtiyaç duyulmak, kadın sevilmek ister

Kadın hassas, alıngan ve duygusal bir yapıya sahiptir. Erkeğini kaybetme korkusu yaşadığı için genelde kıskançtır. Sevilmeye ve sevildiğini hissetmeye ihtiyaç duyar; iltifatlar, romantik sürprizler ve ilgi bekler. Erkek ise mantıklı ve akılcıdır. Onun için önemli olan kadının ona ihtiyaç duyduğunu hissetmesidir. Erkek, partnerinin ona danışmasından, ihtiyaç duyduğunu göstermesinden mutluluk ve gurur duyar.

5 - Erkek mesafe koymayı, kadın mesafeyi kaldırmayı sever

Kadın için partnerinin ona değer ve önem vermesi oldukça önemli ve hassas bir konudur. Partnerinin onun duygu ve düşüncelerini önemsemesine, beklenti ve ihtiyaçlarını dikkate almasına, ilgi ve “yakınlık” göstermesine ihtiyaç duyar. Ancak erkek yakınlaşsa da mesafe koyma ve “uzaklaşma” ihtiyacı duyar çünkü onun için kendiyle baş başa olacağı anlar yaşamsal öneme sahiptir ve partnerinin buna izin vermesini bekler.

 

6 - Erkek erotizmi, kadın romantizmi sever

Romantizm ve erotizm, kişilerin aşkı ve cinsel coşkuyu bulma biçimleridir. Her ikisinde de aşk, şehvet, cinsel tutkular, düşler, arzular ve sahiplenme gibi yoğun duygular vardır. Aralarındaki temel fark, romantizmin temelinde sevgi ve aşk tutkusunun, erotizmin temelinde ise cinsel tutku ve şehvetin yatmasıdır. Erkekler erotizm almak için kadınlara romantizmi sunarken, kadınlar romantizm almak için erkeklere erotizmi sunarlar.

Hiçbir aldatma durup dururken olmaz”

 

Birbirlerini anlayamayan çiftler mutsuz olur ve mutsuz olan eşler birbirlerini aldatır” diyebilir miyiz? Aldatmanın temelinde ne vardır? Mutlu bir ilişkisi olan kadın/erkek aldatır mı?


Mutsuzluk, aldatma nedenlerinden biri olabilir ama aldatmanın olması için gerekli bir koşul değildir, yani insan ilişkisinde mutlu olduğunda da partnerini aldatabilir. Düşünün elinize bir zarf verilse ve “Bunu sakın açma!” dense, o andan itibaren tek düşünceniz, o zarfın içinde ne olduğu, niye size verildiği, neden açmamanız gerektiği, açarsanız ne olacağı, olmaz mı? Aldatma da böyledir. Diğer kadınlar ya da erkekler yasaktır. Bu yasak da bilinçdışında bir yerlerde merak ve heyecan uyandırır ve ilk fırsatta bu yasağı delme isteği yaratır. Söz konusu olan insanı ve davranışlarını anlatmak olunca standartlardan ve kurallardan söz etmek zordur. Aldatma da bir kalıba sığmaz. Şu durumda, şu nedenle aldatılır diyemeyiz. Her aldatma kendine özgü koşullar içerir. Ancak kesin olan şudur ki; hiçbir aldatma durup dururken olmaz, insanı aldatmaya bir istek, bir ihtiyaç yöneltir. Biri durup dururken aldattığını söylese bile çıkış noktası bir merak, bir istek ya da bir seçimdir. Ayrıca her aldatmanın yanlış bir nedeni ve keşfedilmeyi bekleyen bir anlamı vardır.

Birçok noktada farklı davranış sergileyen kadın ve erkeğin aldatma konusunda da farklı davrandığını düşünürsek kadın ve erkek aldatması arasındaki farkları açıklayabilir misiniz?


Her aldatmanın nedenleri ve sonuçları açısından kendi içinde dinamikleri vardır. Aldatmanın nedenlerini etkileyen sayısız faktör arasında cinsiyet kilit roldedir. Erkek egemen toplumumuzda aldatma konusunda da erkeklerin egemenliği söz konusudur. Kadın ve erkeğin aldatma nedenlerinin farklılığını vurgulayan, “Erkek yatarak, kadın severek aldatır” diye eski bir deyiş vardır. Duygusal ve cinsel açıdan aldatmayı ikiye ayıran bu deyişin artık çok da geçerli olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Ama yasak aşklara özgü heyecanın yanı sıra, erkeklerin farklı cinsel deneyimler yaşama arzuları ve cinsel dürtülerini kontrol etmekte zorlanmaları nedeniyle, kadınların ise duygusal gerekçelerle, yani yaşadıkları umutsuzluk ve mutsuzluk nedeniyle aldatma yoluna gittikleri sıkça görülür. Dolayısıyla kadın ve erkek aldatması arasındaki temel fark, kadınların duygusal nedenlerle, erkeklerin ise cinsel nedenlerle aldatmalarıdır.

Aldatma ve Sadakatsizlik” kitabınızda yer verdiğiniz aldatma türlerini okuyucularımız için kısa bir şekilde anlatır mısınız?


Aldatma insanın doğasında vardır. Henüz bir aldatma geni bulunmamış olsa da insanoğlunun genetik hafızası aldatmayı nesillerden nesillere taşımaya devam ediyor. Tüm çağlarda, tüm kültürlerde ve tüm coğrafyalarda yaşanan ilişkiler için evrensel bir gerçek her ilişkinin aldatma ihtimali içeriyor olmasıdır. Ne kadar güzel ya da yakışıklı, ne kadar zengin ya da ünlü olursanız olun bu ihtimal herkes için vardır. Toplumsal normlar, ahlakî değerler ve dinî yaptırımlar her ne kadar aksi doğrultuda yönlendiriyor olsa da insan tek eşli olmakta zorlanır. Ancak aklı, vicdanı ve iradesiyle tek eşli olur. Bunun sonucu olarak, sıklıkla görülen aldatma çok sayıda bileşeni olan karmaşık bir olgudur. Aldatma olgusunu ortaya çıkış biçimine göre altı türe ayırabiliriz:

1- Anlık Aldatma: Anlık bir macera arayışı ya da hevestir, duygusal bir birliktelik yoktur.

2- Fiziksel Aldatma: Cinsel sorunlar ya da tatminsizlik nedeniyle gerçekleşir. Cinsel ilişki odaklıdır; beraberinde duygusal ilişki olabilir de olmayabilir de.

3- Duygusal Aldatma: Duygusal nedenlerle gerçekleşir. Başlangıçta cinsel ilişki yoktur; bir süre sonra olabilir de olmayabilir de.

4- Zihinsel Aldatma: Henüz duygusal ya da cinsel bir ilişki kurulmamış, böyle bir ihtiyaç ve niyet düşünülmeye başlanmıştır.

5- İntikam İçin Aldatma: Tek amaç onu aldatan partnerinden intikam almaktır, yalnızca cinsel ilişki vardır.

6- Sanal Aldatma: Sosyal iletişim çağının hayatın her alanını etkilediği günümüzde sanal aldatma da yeni bir aldatma türü olarak karşımıza çıkar. İnternet üzerinden iletişimle kurulan duygusal ya da cinsel nitelikli ilişkidir.

İlişkilerde güvenin ihlal edilmesine yol açan her türlü tavır, davranış ve tutum, sadakatsizlik, yani dolaylı yoldan aldatmadır. Diğer bir deyişle aldatma, yalnızca partneri dışında biriyle duygusal ya da cinsel ilişki kurmaktan ibaret değildir. Çiftler üçüncü bir kişi olmadan da sadakatsiz olabilirler. Düşünün: Partneriniz size nasıl davrandığında veya ne yaptığında kendinizi aldatılmış, kandırılmış ve hayal kırıklığına uğramış hissedersiniz? Çoğunlukla “şiddetli geçimsizlik” ana başlığı altında değerlendirilen, sonu gelmeyen tartışmalar, küçücük meselelerden çıkan büyük kavgalar ve çiftler arasındaki diğer çatışmalar aslında “birbirlerine sadakatsizlikleri”nin bir sonucudur.

Partnerinizi başka biriyle aynı yatakta görmek gibi, sizi hiç farkında olmadan can evinizden vuran bu sadakatsizlik türlerinin tek farkı üçüncü bir kişiyle cinsel ya da duygusal bir ilişkinin kurulmamış olmasıdır ama şimdilik… Çünkü sadakatsizliğin açtığı yoldan doğrudan aldatmaya gidilebilir. Kadın-erkek ilişkilerine zarar veren, sevgiyi törpüleyen, saygıyı ve güveni yok eden ancak maruz kalan kişi tarafından da genellikle farkında olunmayan ya da önemsenmeyen sadakatsizlik türleri şunlardır:

1- Bağlılık Hissetmemek: Çiftlerin birbirlerine bağlanmadan sürdürdükleri ilişkiler pamuk ipliğine bağlıdır. Partnerine karşı bağlılık hissetmeyen kişiler, “Daha iyi bir alternatif çıkana kadar seninleyim” mesajını veren davranışlar sergilerler. Bu tip ilişkilerde çiftin ortak amaçları birbirinden farklıdır. Biri ilişkisini bağlılıkla yaşarken diğeri, iyi bir fırsat çıkmasını bekleyen, bu ilişkide “geçici olarak konaklayan bir yolcu” gibidir. Bu tip kişiler önüne çıkan hiçbir fırsatı kaçırmaz. Bu nedenle partnerleriyle aralarında güçlü bir bağ hiç oluşmaz. Bağlılık duygusundan yoksun olan kişiler ilişkilerine ve partnerlerine değer ve önem vermezler.

2- Yalan Söylemek: Yalan söylemek başlı başına bir sadakatsizliktir. Çiftin birbirlerinden gizledikleri sırlarının olması, birbirlerine söylemeleri gereken şeylerin saklanması da bir tür yalandır. Bazı durumlarda çiftler karşılaşacakları tepkiden rahatsızlık duyacakları için yalan söyler ya da sır saklarlar. Aslında böyle yaptıklarında arkalarından iş çevirip kandırarak partnerlerini aldatmış olurlar.

3- Kıyaslama Yapmak: İlişkinin ilerleyen aşamalarında çiftlerin birbirlerini başkalarıyla kıyaslamaları sıkça yaşanan bir durumdur ve genellikle başkalarının eşleriyle kıyaslanan partnerin ruhunda derin yaralar açılabilir. Kıyaslama yapan kişi, partneriyle ilgili hoşnutsuzluğunu saygısız davranışlar sergileyerek ve ona değer vermeyerek ifade eder. Bunun sonucunda da ilişkide sevgi, saygı ve güven bağı zedelenir.

4- Kanka Flörtü: Genellikle iş arkadaşları arasında başlayan arkadaşlıklar, açıkça adı konulmuş bir ilişkiye dönüşemediğinde dostluk kisvesi altında sürdürülür. “Kanka flörtü” olarak adlandırılabilecek bu tür durumlarda doğrudan cinsel ya da duygusal bir ilişki kurulmamıştır ama bu kişiler birbirlerinin yaşamları hakkında her şeyi bilirler. İtiraf edilememiş platonik bir aşkın yaşandığı kanka flörtü genellikle eşlerden gizlenir; yani karılarının ya da kocalarının her şeyini bilen karşı cinsten bir arkadaşı olduğundan habersiz olan eşler aldatıldıklarının da farkında olmazlar.

5- Sözünü Tutmamak: Bir ilişkiye başlarken çiftler birbirlerine güvenmek konusunda sözlü ya da yazılı olmayan bir taahhütte bulunurlar. Sonuçta kimse güvenmediği kimseyle bir ilişkiye başlamayı düşünmez. Çiftler ortak bir gelecek için birbirlerine vaatlerde bulunur, sözler verirler. Ancak bu vaatlerin ve sözlerin yerine getirilmemesi güveni sarsar. Sözünü tutmayan kişi, aslında partnerini bir anlamda enayi yerine koyarak aldatmış olur.

6- İfşa Etmek: Çiftlerin birbirlerine yaptıkları olumlu eleştiriler, kötü yönlerini düzeltmeleri, ilişkiye zarar veren davranışlardan vazgeçmeleri için bir fırsat yaratır. Ancak bu eleştirilerin yakın çevreden de olsa başka biriyle paylaşılması ya da ilişkiyle ilgili özel konuların ifşa edilmesi, ilişkiyi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri olan güvenin sarsılmasına neden olur. İfşa edilen konunun ne olduğu ne kadar büyük ya da küçük, önemli ya da önemsiz olduğu fark etmez. Burada önemli olan partnerin ve ilişkinin mahremiyeti ihlal edilerek güvenin zedelenmiş olmasıdır.

7- Bencillik: Kimi ilişkilerde bir taraf hep vermeden almayı ister, sürekli benmerkezli davranışlar sergiler. Bu tip kişiler çoğunlukla narsisistik kişilik yapısına sahiptir, sadece kendileriyle ilgilenirler, kendilerini partnerlerinden üstün görürler, partnerlerine önem ve değer vermezler, zaman ayırmazlar. Bu kişilerin ilişkilerinde güven kaygan bir zemin üzerine kurulmuştur. İlişkinin yürümesi için tek taraflı bir çaba söz konusudur çünkü böyle bir ilişki karşı taraf verici olabildiği sürece devam eder. Diğer taraf, istek ve beklentilerinin karşılanmaması sonucunda sürekli hayal kırıklıkları ve hüsran yaşar, kendine, partnerine ve ilişkisine güveni yara alır.

8- Adaletsizlik: İlişkilerde adalet, ilişkinin temelini oluşturan en az güven kadar önemli bir kavramdır. Tüm duygular, sorumluluklar, cinsellik, yaşanan her şey adaletli bir şekilde paylaşılmalıdır. Çiftlerden birinin yalnızca kendini düşünerek diğerini hiçe sayarak yaptığı tercihler, harcamalar, yerine getirmeyip diğerinin üzerine yıktığı sorumluluklar adaletsizliği doğurur. Kadınlar genellikle harcamalar konusunda adaletsizce davranırken, erkekler de sorumluluk üstlenme ve yapılacak işler konusunda adaletsizdir. Bunlar bir süre sonra ilişkide büyük bir gerilime yol açar. Önemli kararları kendi başına alıp diğerine kabul etmekten başka çare bırakmayan emrivakiler yapılması da adaletsizliktir ve adalet temeli sarsılan ilişkilerde güven temeli de aynı ölçüde sarsılır.

9- Saygısızlık: Küçümseme, azarlama, hor görme, alay etme, aşağılama, başkalarının yanında küçük düşürme gibi davranışları içeren tavır ve tutumlar açık bir şekilde duygusal sadakatsizliktir. Karşılıklı saygı, ilişkinin vazgeçilmez unsurlarındandır, çünkü saygı ve sevgi bir paranın iki yüzü gibi birbirine sıkı sıkı bağlı kavramlardır. Saygı olmazsa sevgi, sevgi olmazsa saygı tam olarak olamaz. Dolayısıyla çiftlerin birbirlerine saygılarının azalması ya da bitmesi, sevgilerini de kaçınılmaz bir sona sürükleyebilir.

10- Soğukluk: Duygusal beklentilerin karşılanmaması, birbirlerinin yaptıkları ya da yapmadıkları nedeniyle çiftler arasında soğuk rüzgârlar esebilir. Partnerine soğuk davranmaya başlayan, sırtını dönen taraf, onunla ilgilenmez, onu umursamaz olur. Genellikle bu soğukluk kendini cinsel yaşamda da gösterir. Ancak çoğunlukla diğer taraf bu soğukluğun kendisine doğrultulmuş bir silah olduğunu fark etmez. Böylece sorunun çözülmesine yönelik herhangi bir şey yapılması olanağı ortadan kaldırılarak ilişki tehlikeye atılmış olur.

Sevgiliniz uyku sorunları yaşamaya başladıysa...


Aldatıldığımızı nasıl anlarız? En belirgin ipucunu yatak odamızda bulabilir miyiz?


Çoğu zaman, kadınların aşk arayışı, erkeklerin ise cinsel nedenlerle tuzağına düştüğü aldatma önceden tahmin edilebilir bir durumdur. Çiftler devekuşu gibi kafalarını kuma gömmediklerinde ilişkilerinde yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu fark edebilir ve tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösteren işaretleri zamanında görebilirler. Aldatan kişilerin ortak davranış şekilleri olan bu işaretlerden en sık görülenlerinden partnerinizde de varsa ilişkiniz için tehlike çanları çalıyor demektir. Aldatmanın nedenleri gibi belirtileri de kadın ve erkekte farklılıklar gösterir.

Erkeklerin aldatma belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:


1- Her seferinde dışarı çıkmak için bahaneler uydurması ve eve sürekli geç gelmesi.
2- Cep telefonunun ve bilgisayarının şifresini değiştirmesi ve bunları hiç yanından ayırmaması.
3- Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal paylaşım ağlarında eskisinden çok daha fazla zaman geçirmesi.
4- Sık sık iş yemeklerine ve şehir dışı gezilere çıkmaya başlaması.
5- Evde cep telefonu sürekli açık ve yanında olduğu halde, dışarıdayken telefonunun kapalı olması ya da aradığınızda yanıt vermemesi.
6- Sizinle birlikte olmasının yaşamını ve işini engellediğini dile getirmesi.
7- Spora başlayıp, kendine, kıyafetlerine ve iç çamaşırlarına daha önce göstermediği dikkat ve özeni göstermesi.
8- Daha çok para harcamaya başlaması.
9- Zamansız banyo yapıp çamaşırlarını değiştirmesi.
10- Sık sık yalan söylemeye başlaması.
11- Sizinle iletişim kurmaktan kaçınması, konuşurken gözlerinizin içine bakmaması.
12- Size uzak ve soğuk davranması.
13- Ufak tefek meselelerden tartışma çıkarması ve çabuk sinirlenmesi ve kasten kavga çıkararak evden gitmek için bahane yaratması.
14- Uyku sorunları yaşamaya başlaması.
15- Yatarken artık size sarılmaması, hatta sizinle aynı yatakta yatmamak için TV karşısında uyuması.
16- Cinsel performansında azalma olması.
17- Sorumluluklarını ve yapması gerekenleri ihmal etmeye başlaması.
18- Aldattığına dair sorduğunuz sorulara “Ne alakası var, saçmalama, yok artık daha neler” gibi kaçamak yanıtlar vermesi.
19- Adatmayı ima etmeyen onunla ilgili sorularınıza tepki göstermesi ve sizi terslemesi.
20- Size “Seni seviyorum” dememesi.

Kadınların aldatma belirtileri ise şöyledir:


1- Sizin yanınızda soyunamaması, sizden utanması.
2- Ona dokunduğunuzda, sanki bir yabancı dokunmuş gibi ürpermesi.
3- Saç rengini veya modelini değiştirmesi.
4- Giyim tarzında değişiklik yapması.
5- Aniden spor ve diyet yapmaya başlaması.
6- Sizinle daha az zaman geçirmesi.
7- Konuşurken sizinle göz göze gelmemeye çalışması.
8- Size ilgi ve yakınlık göstermemesi.
9- Sizi sürekli eleştirmesi ve suçlaması.
10- Cinsel ilişkide bulunmamak için mazeretler ileri sürmesi.
11- Sürekli telefonla konuşması ve telefonla konuşurken sizin yanınızdan uzaklaşması.
12- Telefonundaki arama listesini ve mesajları sürekli silmesi.
13- Ev işlerini ihmal etmesi.
14- Sizin eve gidiş geliş saatlerinize ve programınıza daha çok dikkat etmeye başlaması ve ne zaman nerede olacağınızla ilgili sorular sorması.
15- Daha önce adlarını duymadığınız yeni kadın arkadaşlarıyla sık sık mesajlaşması ve buluşması.
16- “Kız kıza bir akşam geçireceğiz” diyerek sık sık dışarı çıkmaya başlaması.
17- Belli bir hobi ya da müzik türüne aniden ilgi duymaya başlaması.
18- Uyku düzeninin bozulması, geceleri uyuyamaması.
19- Sürekli depresif ve endişeli görünmesi.
20- Size “Seni seviyorum” dememesi.

Aldatma bir yol kazasıdır!


Masum bir aldatma var mıdır?


Belki de dünya tarihinde aldatmanın en çok olduğu zaman bugündür. Modern dünya aldatmayı daha kolay, daha normal hale getirdi. Böyle olunca da çoğu aldatma “masum” görülür oldu. Toplumsal normlar değişti, örf ve adetler unutuldu. Alışverişler, başvurular, görüşmeler, sohbetler, tanışmalar, eğlenceler, cinsellik gibi en azından bir kişiyle yüz yüze iletişimi gerektiren daha pek çok şeyin sanal ortama taşındığı çağımız insanı her geçen gün daha çok yalnızlaştırdı. Başkalarıyla birlikte yaşamayı, paylaşmayı, bağ kurmayı unuttuk. İlişkilerimizi kolayca başlatır, kolayca bitirir olduk. Zorlandığımız ilk anda çareyi kaçmakta bulup sorunu çözmekle uğraşamaz olduk. Hayatı acısıyla tatlısıyla ömür boyu birlikte yaşayacağımız eşler değil, beklentilerimize yanıt verecek, tutku ve heyecanı en uzun süre koruyacak partnerler seçiyoruz. Emek vermiyor, değer vermiyor, biri gider biri gelir diye düşünüyoruz. Bencilleşiyoruz, sürekli bir arayış içindeyiz, ihtiyaçlarımız, isteklerimiz karşılanmazsa hemen bunları karşılayacak kişilere yöneliyoruz. İşte böyle bir dünyada kadın ve erkek ilişkisini bir “hayat yolculuğu” olarak düşünürsek, aldatma da bu yolculukta olabilecek bir “yol kazası”dır. Bu kazan aldatan da aldatılan da yara almadan çıkamaz ve aldatmanın yaralarını sarmadan yollarına devam edemezler. Bu kazanın olmasına neden olan bir “hikâye” vardır. Bu hikâyenin tek kahramanı aldatan değildir, hikâyede aldatılanın da rolü vardır. Önemli olan her iki tarafın da bu kazada kendine düşen sorumluluğun muhasebesini yapmaları ve kendilerine “Neden aldattım?” ve “Neden aldatıldım?” sorularını sormalıdır.

Aldatıldık ve... Affetmeli miyiz? Aldatılan eş ikinci şansı vermeli mi?


Affetme, öfke yerine çözüm üretmek, nefretin hapishanesinden kurtulup cenneti oluşturmaya başlamak ve sevgiyle çaba göstermek anlamına gelir. Acıdan kurtulmak demek olan affetme; öfke, intikam, kin, hayal kırıklığı ve cezalandırma gibi olumsuz tepkilerin yerine, koşulsuz sevgi, şefkat, merhamet, empati ve cömertlik gibi olumlu sonuçlara yol açabilecek tepkilerin isteyerek ve bilinçli olarak geliştirilmesi için çaba göstermektir. Affetme genellikle uzun ve zor bir süreçtir. Günlük yaşamdaki olaylar, aldatmaya ilişkin anıları tekrar tekrar canlandırabilir. Yeniden su yüzüne çıkan öfke, üzüntü, kızgınlık ve güvensizlik duyguları affetmeyi imkânsız hale getirebilir. Bu nedenle affetme için genellikle profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyulur.

Affetme, çiftin karşılıklı olarak aldığı bir karar olduğunda ve her iki taraf da affetme koşullarının yaratılmasında gerekli sorumluluğu aldığında gerçekleşebilir. Affetme sevginin her şeye rağmen verilmesini sağlar ve sevgi verip sevgi almayı kolaylaştırır. Yakın bir ilişkide kalp kapalı kalınca atışları zayıflar. Bu nedenle insanların birbirlerine kalplerini açabilmeleri ve bir yaşam boyu sürecek aşka sahip olabilmeleri için gereken en önemli becerilerden biri affetmektir. Çiftler birbirlerinin hatalarını affettiklerinde sadece birbirlerini özgür bırakmakla kalmazlar, aynı zamanda hem birbirlerini hem de kendilerini olduğu gibi kabul edebilirler, kusurlarını affedebilirler. Sevdiği kişiyi affedememek insanı kızgınlığın ve öfkenin içine hapseder. İnsan birini ne kadar çok severse, onu affedemediği zaman o kadar büyük acı yaşar. Affetme, insanı kızgınlığın ve öfkenin kıskacından kurtararak özgürlüğe kavuşturur. Affetmek insanı iç huzura ulaştıran bir erdemdir. Affetme, insanın kendisine olan saygısını arttırır, depresyona karşı korur, romantik ilişkilerde, evliliklerde, toplumsal yaşamda ve aldatmanın tedavisinde gerilimi azaltır.

Aldatmanın ardından oluşan özgüvensizlik nasıl atlatılır? Aldatılan birey ne yapmalıdır?


“Aldatma” eşinden başka biriyle fiziksel ve duygusal ilişki kurmak olarak tanımlansa da aslında verilen bir sözün tutulmaması, edilen bir yeminin bozulmasıdır. “Aldatılma” ise bundan daha fazlasıdır; sırtından vurulmak, kandırılmak, hiçe sayılmak, değer verilememek, önemsenmemektir. Aldatılan kişi, kadın da olsa, erkek de olsa, aldatmanın etkileri yıkıcıdır. Aldatılan kişi olmak, değersizlik, çaresizlik ve öfke duygularının son derece yoğun hissedilmesine, ilişkiye ve geleceğe dair umutların ve güvenin yıkılmasına ve tüm bunlar nedeniyle büyük bir kayıp duygusu yaşamasına yol açar. Adatılan kişinin bu duygularla baş edememesi ruh sağlığının bozulmasına neden olabilir. Aldatılmanın psikolojik sonuçlarıyla başa çıkmak konusunda erkekler daha fazla zorlanır. Aldatılmayı gururlarına yediremediklerinden genellikle kimseyle paylaşmadan kendi içlerinde çözmek zorunda kalırlar. Bu da aldatan partnere duyulan öfke, kin ve intikam duygusunu daha fazla körükleyebilir. Kadınlar ise bu süreci daha çok değersizlik ve suçluluk duygusuyla geçirirler ve bunun sonucunda da depresyon ya da başka psikolojik sorunlar yaşayabilirler.

Unutulmamalıdır ki her kaosun sonu yeni bir düzenin başlangıcıdır. Aldatma da ilişkilerde yaşanan kaosun kırılma noktası olur ve kaosun yeni bir düzene dönüşme sürecini başlatır. Başlayacak olan yeni düzende, her aldatmanın ayrılıkla sonuçlanması gerekmediği gibi, her ilişkinin de mutlaka devam ettirilmesi gerekmez. Ancak bu noktada verilecek karar kritik bir öneme sahiptir. Doğru kararın verilebilmesi neden-sonuç ilişkilerinin tarafsız bir gözle ve doğru bir şekilde kurulabilmesine bağlıdır. Bu yüzden de çiftlerin bir evlilik terapistinden profesyonel yardım almaları en akılcı yol olacaktır.

Son olarak sadakatsizlik konusuna değinelim... “Sadakatsizlik ve aldatma aynı şey değildir” diyorsunuz peki sadakatsizlik nedir?


Sadakatsizlik ve aldatma aynı şey değildir. Sözlük anlamlarına bakacak olursak; Türkçe sözlükte “sadakatsizlik” “dostluğu ve bağlılığı içten olmamak, doğru ve gerçek olmamak” anlamını taşırken, “aldatma” “birine verilen sözü tutmamak” anlamına gelir. Kadın-erkek ilişkilerinde ise bu iki sözcük daha derin anlamları olan iki kavramı ifade eder. Gizli bir eylem ve seçim olan “sadakatsizlik”, duygusal ve cinsel olarak sadece birbirine özel olma sözünün ihlal edilmesi, bilinçli bir şekilde eşi kandırmaya yönelik eylemlerin gizlice ve partnerin bilgisi dışında sürdürülmesidir. Sadakatsizlik sonucunda ortaya çıkan bir eylem ve bir sonuç olan “aldatma” ise; sadakatsizliğin partner tarafından öğrenilmesi, bilinmesi durumudur.

Sadakatsizlik “kişisel” ve ahlaki bir tutum, aldatma ise “ilişkisel” ve yıkıcı bir sorundur. Sadakatsizlik, tıpkı yalan söylemek gibi gayri ahlaki bir seçimdir. Bu seçim kişiden kişiye değişir. Bazıları ne koşulda olursa olsun yalan söylemez, bazıları ihtiyaç duyduğu koşullarda yalan söyleyebilir, bazıları da her koşulda yalan söyler. Sadakatsizlik de böyledir. Bazıları eşine verdiği söze sonuna kadar sadık kalır, vefalıdır; bazıları ise koşullar elverdiğinde ya da gerektirdiğinde sözünden dönebilir. Bazıları da sözü verirken bile samimi olmadığı için, verdiği sözün hükmü yoktur. Sadakatsizliğin zehirli oku şehvetin yayından fırlar ama okun eşin kalbine saplanıp saplanmaması yayı tutanın elinde, yani sorumluluğundadır.

Eşimizin hamurunda sadakat olup olmadığını nasıl anlarız, sadık eş seçmenin bir formülü var mı?


Hiç kimse mükemmel değildir, Kimse için “Şunu asla yapmaz!” diyemeyiz. Belirli koşullar altında herkesten her şeyi yapmasını bekleyebiliriz, çünkü insan zaafları olan bir canlıdır. Sadakatsizlik de insanî zaaflardan kaynaklanan “tehlikeli bir seçim”dir. İnsanın zaaflarını, istekleri, beklentileri ve ihtiyaçları ortaya çıkarır. Örneğin, kişinin kendini fark ettirme beklentisi, beğenilme, takdir görme, onaylanma ihtiyacı ya da yeni bir heyecan isteği, zaaf doğurarak sadakatsizliği yaratan koşulları hazırlayabilir. Sadakatsizlik kişinin ahlakı ve vicdanı ile ilgili bir meseledir ve tamamen kendi sorumluluğundadır. Bu yüzden de sadık eş seçmek için sihirli bir formül henüz bulunamamıştır.

Bir An Önce Tanışmanız Gereken Şifası Kendinden Büyük Bir Besin: Arı Poleni

İsmini belki de ilk defa duydunuz ya da hali hazırda karşılaşıp güzelliklerinden ve şifasından pek de haberdar değilsiniz. Yazının geri...